İçişleri Bakanı Sayın Osman Güneş,
Malumunuz olduğu üzere arkadaşım Ceylan Özgül, 9 Mayıs 2007 günü babası, abisi ve mafyadan bazı silahlı kişiler tarafından ayakları bağlı, ağzı bantlı bir şekilde kaçırılmıştır. Kaçırılma olayının basında da geniş yer bulmasına ve olayın bir cinayetle sonuçlanabileceği belirtilmiş olmasına rağmen, konunun aydınlatılması ve Ceylan Özgül'ün kurtarılması için çalışma yapanların karşısına emniyet ve savcılık yetkililerince çeşitli zorluklar çıkartılmış ve konunun sonuçlanması geciktirilmiştir.
İleride böyle zorlukların başkaları tarafından da yaşanmaması için, bizim karşılaştığımız olayları yüksek makamınıza aktarmakta fayda görmekteyim.
Arkadaşımın silah zoruyla kaçırılmasının hemen ardından, tarafımca Bakırköy Kartaltepe Karakolu'na başvuruda bulunulmuş ancak karakol yetkililerince olaya gereken özen gösterilmemiş, konu bir aile içi problem gibi gösterilmeye ve üzeri örtülmeye çalışılmıştır.
Örneğin kaçırma olayı esnasında bana ve Ceylan Özgül'e silah gösteren Serkan Kodaloğlu isimli şahıs karakola verdiği ifadesinde, üzerinde silahı olduğunu, bu şekilde Ferudun Özgül'e Ceylan Özgül'ü zorla arabaya bindirmek konusunda yardım ettiğini ve daha sonra Ceylan Özgül'ü Kadıköy'de bir adrese götürdüğünü itiraf etmiş olmasına rağmen, bu adres araştırılmamış, kendisinin evinde veya işyerinde arama yapılmamış, olay öncesi ve sonrasında yapmış olduğu telefon konuşmaları incelenmemiş, silahının ruhsatsız olup olmadığı dahi araştırılmamış ve kendisi akıl almaz şekilde serbest bırakılmıştır.
Ayrıca, olaya karıştığını tahmin ettiğim kişilerin adres ve telefon bilgileri ile arkadaşımın götürülmüş olabileceği yerlerin adresleri tarafımca Kartaltepe karakolu ve Bakırköy Emniyet Müdürlüğü yetkililerine bildirilmesine rağmen, bu adreslerde de herhangi bir araştırma yapılmamış, ilgili olabilecek kişilerin telefon kayıtları incelenmemiş ve teknik takip yapılmamıştır.
Kaçırılma olayının üzerinden yaklaşık 30 saat geçtikten sonra, arkadaşım kendisini kaçıranlara sezdirmeden bir arkadaşını cep telefonundan aramış ve kendisinin Ayvalık'ta adresini bildirdiği bir evde zorla tutulduğunu söylemiştir.
Bunun üzerine hemen almış olduğum adres bilgilerini hızlıca emniyet yetkililerine (Kartaltepe karakolu ve Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğü Yeşilyurt Araştırma birimi) bildirerek konuyu Ayvalık'taki emniyet yetkililerine iletmelerini ve belirtilen adreste (kaçırılan kişinin hayatına kast edilmeden ya da yeri değiştirilmeden) derhal arama yaptırmalarını talep ettim. Ancak yetkililer konuya son derece kayıtsız kalarak müdürlerinin görevde olmadığı için bu bilgiyi Ayvalık'a gönderemeyeceklerini, ancak ertesi günü mesai saatlerinde konuyu ilgili birime bildirebileceklerini, yapılabilecek başkaca birşeylerinin de olmadığını söylediler.
Emniyet yetkililerinin bu anlaşılmaz tavırları üzerine, konuyu nöbetçi cumhuriyet savcısına iletmeye çalıştım ancak 10 Mayıs 2007 akşamı nöbetçi olan Sayın savcı görev yeri olan ve bulunması gereken adliyede bulunmamaktaydı. Bunun üzerine kaçırılan arkadaşımın avukatı Melih Demir zor da olsa, nöbetçi savcıya cep telefonu vasıtasıyla ulaşmayı başardı. Ancak, sayın savcı, avukat Melih Demir'i dinlemeyerek avukat beyin “kendisinin muhatabı olmadığını ve ilgili emniyet birimleriyle görüşmesi gerektiğini” söyleyerek telefonu yüzüne kapattı.
Sayın savcının da bu şekilde davranması üzerine tek çare olarak arkadaşımın alıkonulduğu yer olan Ayvalık Jandarma Komutanlığına konuyu anlatan bir faks gönderdim ve telefon ile de arayarak detaylı bilgi verdim. Jandarma yetkilileri konuya son derece önem verdiler ve hızlıca gerekli işlemleri tamamlayarak operasyona başladılar. Ancak Jandarma yetkilileri de, operasyon izni almak için Ayvalık nöbetçi savcısına, nöbet yeri olan adliyede ulaşamayınca kendisine ulaşana dek beklediler, ancak buna karşı da bölgedeki tüm yolları kapatarak zanlıların kaçmalarına engel oldular.
Eğer şikayetimin ilk başında emniyet müdürlüğü yetkilileri tarafından konuya gereken önem verilseydi, arkadaşımın bulunması çok daha hızlı ve kolay olacaktı. Örneğin, arkadaşımı kaçıran kişilerden birisi olan Serkan Kodaloğlu'nun ifadesinde geçen (ve kendisinin hiç itibar edilmeyecek şekilde “arkadaşımı az önce götürdüğünü ama şimdi hatırlayamadığını” (!) iddia ettiği) Kadıköy'deki adres araştırılsaydı, arkadaşım daha şehir dışına çıkartılmadan, henüz İstanbul'dayken bulunabilecekti.
Ayrıca kaçırılma olayına karıştıklarından şüphelendiğim kişilerin Bakırköy Emniyet Müdürlüğü yetkililerine bildirdiğim adres ve telefonları takip edilmiş olsaydı, olayın hemen ardından arkadaşıma ulaşılmış olacaktı. Nitekim jandarma operasyonunda ele geçirilen kişilerden ikisi, daha olayın ilk başında emniyet birimlerine adres ve telefon bilgilerini vermiş olduğum Nuran ve Kübra Yelkenci'dir.
Bakırköy Emniyet Müdürlüğü yetkililerine bildirmiş olduğum adreslerin araştırılmaması üzerine, bu adreslerden Nuran Yelkenci'nin bulunduğu yer olan Üsküdar Emniyet Müdürlüğü'ne ayrıca bir başvuruda daha bulundum. Bu başvurum sonucunda Üsküdar 2. Sulh Ceza Mahkemesi bildirilen adresin ve adreste olabilecek suç delillerinin araştırılmasına karar verdi. Ancak emniyet birimleri, bu sefer de gidilen adreste son derece lakayıt bir tavırla, yüzeysel bir araştırma yaptılar ve tutanak düzenlenmesi dahil toplam 15 dakika içerisinde, ‘‘yapılan araştırmada Ceylan Özgül'e rastlanmamıştır'' diyerek mekanı terkettiler. Oysa ki, evde bulunan ve kaçırılma olayını aydınlatabilecek bilgisayarlar, internet yazışmaları ve cep telefonu konuşma kayıtları mahkeme kararı gereğince araştırılabilirdi. Yapılacak detaylı bir araştırma sonucunda da Nuran Yelkenci ile -jandarma operasyonunda elegeçirilen kızı- Kübra Yelkenci arasındaki konuşmalardan kaçırma olayı hızlıca çözüme ulaştırılabilirdi.
Eğer nöbetçi savcılar, nöbet süreleri içerisinde kendilerine ulaşılabilecek makamlarında olsalardı, arkadaşımın alıkonulduğu adresi telefon açarak bildirmesinin üzerinden 8-9 saat gibi uzun bir süre geçmeden, hemen kendisine ulaşılabilecekti. Arkadaşımın silah zoru ile kaçırıldığı ve hayatından endişe edildiği bir durumda, saatlerin değil dakikaların dahi ne kadar önemli olduğu aşikardır. Bu tip durumlara konuya gereken önemin verilmesi için kaçırılan kişilerin öldürülmesi mi gerekmektedir?
Eğer Ceylan Özgül, bir yolunu bulup da kendisini zorla tuttukları adresi bildirememiş olsaydı, belki de bugün hala kendisinden haber alınamıyor olacaktı.
Kurumlarımızın işleyişinde gereken düzenlemelerin yapılması, bu olayda ihmali veya kusuru olanların uyarılması ve haklarında işlem yapılması talebiyle
Bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla...
Tülin Marangozoğlu
